OTİZM VE AİLE

İnsanlar değişik nedenlerle çocuk sahibi olmak isterler. Bir çocukları olacağını öğrendikleri andan itibaren, anne-babalar, özellikle anneler çocuklarıyla ilgili hayaller kurarlar. Her şey yolunda giderken birileri bir terslik olduğunu söyler ve o andan itibaren hayat bir daha asla eskisi gibi olmaz. Yetersizlikleri olan bir çocuğa sahip olmak, kendileri için seçtikleri bir rol değildir. Bununla birlikte genelde normal olanı kabul etme eğilimindeki bir toplumla mücadele etmek durumundadırlar. Hem çocuklarının sorunlarıyla uğraşacak hem de toplumun kendilerinden beklediği diğer görevleri yerine getireceklerdir.Çocuğuna teşhis konulduktan sonra aile fertleri bu durumu kabulleniş sürecinde bazı evreler yaşarlar. Bu evreler her aile ferdi için farklı uzunluk ve yoğunlukta yaşanır. Başlangıçta kuvvetli bir şok yaşarlar. Bazıları bu gerçekten kaçarlar ve bu durumu inkar ederler. Bu dönemde bir depresyon süreci yaşanabilir. Acı ve depresyon bazı ebeveynlerde yaşam boyu sürebilir. Neden ben sorusuyla ifade edilen kızgınlığın bir türü de yaşamlarını altüst ettiği için çocuğa duyulan kızgınlığın diğer aile fertlerine yöneltilmesi şeklinde yaşanan kızgınlıktır. Ebeveynler sıklıkla birbirlerini suçlarlar. Öte yandan suçluluk duygusu kişilerin üstesinden gelmekte en çok zorlandıkları duygudur. Bu süreçleri yaşarken bu duyguların kaynağının özür durumu olduğunu anlamaları için rehberliğe ihtiyaç duyacaklardır. Kabullenme ve uyum süreci ailelerin mevcut durumu sindirip şimdi ben ne yapabilirim dedikleri süreçtir. Bu süreçle birlikte harekete geçip çocukları ve kendileri için yapması gerekenlere yoğunlaşabilirler. Şu noktalar özellikle unutulmamalıdır;
- Otizm bir akıl hastalığı değildir
- Otizm kimsenin suçu değildir
- Otizm toplum, kültür, sosyoekonomik yapı gözetmez
- Otistik çocuklar böyle davranmayı bilinçli olarak seçen şımarık çocuklar değildirler
- Otizm anne-babaların davranışları yüzünden ortaya çıkan bir bozukluk değildir
- Çocuğun gelişimindeki psikolojik etkenler otizme neden olmaz